Gör, öğren ve keşfet!

Aşk büyüleri

0

Pınar Özlem Aytaçlar*

Aşk büyülerini içeren Koptik dilde yazılmış el kitabı. Mısır, yaklaşık M.S. 7. yüzyıl.

Aşk büyüleri, hemen her kültürde ve her çağda var olagelmiştir. Antik Çağ’da, aşk için yapılan büyülere, literatürde, arkeolojik malzeme üzerinde ve çok büyük oranda papirüslerde rastlarız. Yazında, Homeros’dan başlayıp erken Hıristiyan yazılarına kadar her dönemde karşımıza çıkarlar. Örneğin İlyada’da, Afrodit’in, başka bir amaçla Hera’ya verdiği sihirli kemeri, Hera kocası Zeus’u baştan çıkarmak için kullanır. Sirenlerin şarkısı, kurbanlarını baştan çıkarmak için yaptıkları erotik bir büyüdür. Erken dönem yazarlarından Hesiodos, Sappho, Pindaros, Sophokles, Euripides gibi yazarlarda da aşk büyülerine ilişkin kanıtlara rastlarız.

Aşk büyüsü ya da erotik büyülere dair arkeolojik veriler de az değildir. Mesela “Nestor’un kadehi” olarak tanınan, M.Ö. 8. yüzyıla ait ve Yunancanın bilinen en eski yazılı örneklerinden birini taşıyan pişmiş toprak kap üzerinde, “Her kim bu kadehten içerse güzel taçlı Afrodit’in aşkına tutulsun” yazar.

Pithekoussai’da bulunmuş, M.Ö. 8. yüzyıla tarihlenen “Nestor’un Kadehi”.

Nestor’un kadehine benzer başka örnekler de vardır. Ancak aşk büyüsü ile ilgili kanıtlarımız temel olarak iki ana kaynaktan gelir: Kurşun tabletler ve büyü papirüsleri…

DOĞUDAN BATIYA GEÇEN RİTÜELLER

Yunan büyü papirüsleri Mısır’da bulunmuştur. Ancak bu durum, aşk büyüsü olgusunun Mısır’a özgü olduğu anlamına gelmez. Bu papirüslerin Mısır’da bulunmasının asıl nedeni, bölgenin iklim koşulları sayesinde korunmuş ve günümüze ulaşmış olmasıdır. Nitekim paralel örneklerine, metal tabletler ve değerli taşlar üzerinde, Atina, Kıbrıs, Roma, Afganistan, Suriye, Sicilya, Kartaca, Beyrut ve daha birçok yerde de rastlanır. Bu örnekler, büyü el kitaplarındaki reçetelerin metal tabletler üzerine kopyalanmış halleridir. Yine de Yunan kültürüne ait aşk büyülerinin kökenini çok eski devirlerden ve Yunanistan’a çok uzak diyarlardan aldığını söylemek yanlış olmaz. Mezopotamya’ya ait, M.Ö. 2. bin sonlarından itibaren çivi yazılı belgelerde karşımıza çıkan büyüler, Yunan kültüründeki inanışların atasıdır. Yakın Doğu ve Yunan kültürleri arasında Bronz Çağı’nda başlayan ve M.Ö. 8. yüzyılda zirveye ulaşan kültürel bir etkileşim vardır. Yunan Rönesansı olarak adlandırılan bu yüzyılda, kaynağını doğudan alan, anıtsal tapınakların inşası ya da alfabenin kullanılmaya başlanması gibi büyük gelişimler yaşanmıştır. Dinsel anlamda da doğudan batıya çok şey geçmiştir. Tütsü yakmak, arınma ritüelleri, hayvanların karaciğerlerine bakarak kehanette bulunmak (hepatoskopi) ve tapınakların temelini atarken sunu yapılması gibi gelenekler hep Yakın Doğu’dan alınmıştır. Aşk büyülerinin de bir kısmı çok erken bir tarihte Mezopotamya ya da Akdeniz’in doğusundan Yunan topraklarına geçmiş olmalıdır. Ama bu kültürel geçişler çok hızlı bir şekilde Yunan kültürünün bir parçası olmuştur. Bu yüzden Yunanlılar, tütsü yakarken ya da bir kurban hayvanının bağırsaklarına bakarak geleceği görmeye çalışırken, kendilerini tuhaf bir oryantal ritüeli taklit eder şekilde görmüyorlardı. Yani tüm bu gelenekler Yakın Doğu kültürlerinden alınmış olsa da bunu yapan Yunanlılar için artık bir Yunan geleneği haline gelmişti.

ERKEKLERLE KADINLARIN FARKLI BÜYÜLERİ

En yaygın ve en çok karşılaşılan aşk büyüsü, doğal olarak, bir kişinin bir başkasını kendine âşık etmek ya da onunla cinsel ilişkiye girmek için yaptığı büyülerdir. Bununla birlikte Yunan erkeklerinin, büyü içeriklerini ya da tekniklerini, özellikle de iktidarsızlık sorunu için kendilerine bir tedavi olarak uyguladıkları da görülür. Bu pratik, Doğu Akdeniz’de çok eskiden beri bilinir ve Mezopotamya’da ‘iktidar büyüleri’ olarak uygulanan büyülerde de karşımıza çıkar. Aşk büyülerinin bir kısmı da kendi çocuklarını belli bir kişiye âşık etmek için ebeveynler tarafından yapılan büyülerdir. Yunan toplumunda aşk evliliğine pek rastlanmaz. Evlilikler, ailelerin çıkarlarını gözeten anlaşmalı evliliklerdir. Böylesi bir toplumda da ailelerin, seçtikleri gelin veya damat adayına yönelik büyü yapması olağan sayılır. M.S. 3. yüzyıla ait bu örnekte olduğu gibi: “Onları evlilik ve tutkuyla bağla. Bütün yaşamlarını birlikte geçirsinler. Kızımıza bir köle gibi bağlansın, ona şehvet duysun, başka bir kadını ya da kızı değil, sadece Domitiana’yı hayat yoldaşı olarak tutmayı istesin. Şimdi, şimdi, derhal, derhal!”

Bu istisnai örnekler bir kenara konursa, Yunan kültüründe aşk büyüsü, kadınların erotik tutkusunu kazanabilmek için erkekler tarafından yapılanlar ve bir erkeğin ilgisini sağlamak ya da arttırmak için kadınlar tarafından yapılanlar olarak iki temel kategoride ele alınabilir. Genel olarak, kadınlar tarafından yapılan büyüler ‘Philia’ büyüsü, erkeklerin yaptıkları ise ‘Eros’ büyüsü olarak adlandırılır. ‘Eros’ ve ‘Philia’ büyülerine biraz daha yakından bakalım.

BAĞLAMA BÜYÜSÜ

Mısır’da,ikiye katlanmış bir kurşun tabletle birlikte, pişmiş toprak bir kabın içine özenle saklanmış olarak, kilden yapılmış küçük bir kadın heykelciği bulunmuştur.

Sarapammon’unVudu bebeği. Mısır, M.S. 3. ya da 4. yüzyıl, Louvre Müzesi.

Tablette M.S. 3.ya da 4. yüzyıla ait Yunanca bir büyü yazılıdır. Heykelciğin ayakları birbirine bağlı şekilde diz çöker haldedir. Kolları da arkada birleştirilmiştir. Heykelciğin üzerinde belli bir düzende uygulanmış 13 tane iğne girişi vardır. Biri başın üstünde, biri ağızda, her bir göz ve kulaklarda birer tane, karın boşluğu, vajina ve anüste birer tane, avuç içlerinde birer tane ve ayak tabanlarında birer tane olmak üzere… Elbette bu figürin, ilk bakışta bir düşmana işkence etmek ve zarar vermek için oluşturulmuş bir Vudu bebeğinden başka bir şey değildir. Bununla birlikte ona eşlik eden tabletteki metini okuduğumuzda, bu heykelciğin, Sarapammon adlı bir erkek tarafından, arzuladığı kadının, kibirli davranışlarından vazgeçerek onunla sevişmek üzere kendisine gelmesini sağlamak için yapıldığını anlarız:

“Bu bağlama büyüsünü size, yeraltı tanrıları Pluton ve Kore’ye, Persephone, Ereşkigal ve Adonis’e ve Barbaritha ve yeraltının Hermes’ine ve Toth’a ve muktedir Anubis’e, Hades’in kapılarının anahtarını elinde tutan Pseriphtha’ya, cehennemin tanrılarına, vakitsiz ölen erkek ve kadınlara, genç erkeklere ve bakire kızlara havale ediyorum. Yıldan yıla, aydan aya, günden güne, saatten saate, geceden geceye… Antinoos’un ruhuna yardımcı olsunlar diye bütün ruhları buraya çağırıyorum. Kendini benim için canlandır, her yere git, her köşeye ve her eve gir ve Aias ile Origenes’in kızları Ptolemais’i bağla. Öyle ki önüne gelenle yatmasın, anal ilişkiye girmesin, başka bir adamla zevk almak için hiçbir şey yapmasın. Sadece benimle, Area’dan doğma Sarapammon’la olsun. Bensiz, Sarapammon’suz, yemesin içmesin, kimseye şefkat göstermesin, dışarı çıkmasın, uyumasın bile… Ölü adam Antinoos’un ruhu, seni korkuya ve titremeye neden olan, sesiyle yeryüzünü açan, ruhları dehşetle irkilten, nehirleri ve kayaları parçalayıp birbirinden ayıran isminle çağırıyorum. Ölü adam Antinoos’un ruhu, seni çağırıyorum. Güçten düşme, bilakis benim için kendini canlandır ve her yere, her köşeye, her eve gir ve Ptolemais’i bana doğru çek. Bana, Sarapammon’a gelene dek, yemesin içmesin, benden başka bir adamı kabul etmesin. Bana karşı ilgisiz duramayacak hale gelene kadar onu saçlarından ve kalbinden sürükle. Ptolemais’i, hayatım boyunca bana itaatkâr, aşk dolu, beni tutkuyla ister ve aklından geçen her şeyi bana anlatır şekilde elimde tutayım. Eğer bunu benim için başarırsan, seni özgür bırakacağım.”

YERALTINDAN VE HAYALETLERDEN YARDIM İSTEMEK

Kadın kurban Ptolemais, günlük hayatın zevklerine kapılmasın ve ona bu büyüyü yapan adama doğru çekilsin diye, yeraltı tanrıları ve ölmüş Antinoos’un hayaleti çağırılır. Büyüyü kurşun bir tablete yazarak bunu bir mezara gömmek, böylece Pluton, Kore ve Hermes gibi yeraltı tanrılarına havale etmek, Klasik dönemden itibaren Sicilya, Atina gibi yerleşimlerde karşımıza çıkan bir Yunan ritüelidir. Birçok Akdeniz kültüründe de ölü olanı canlı olana zarar vermesi için çağırmak üzerine yerel gelenekler vardır.

Yunan geleneğinde iğne saplama, arzulanan kişiyi kendine bağlamanın bir yoluydu. Aynı dönemde çok benzer bir heykelcik üzerindeki sihir reçetesi, uygulayan kişiye, bir yandan dişi heykelciği 13 yerinden iğnelerken aynı anda şunları söylemesini komut verir: “Falancayı, beni hatırlaması için iğneliyorum.” Bunları söylerken aynı anda iğneleri batırıyor oluşu, o esnada kadının acı çekmesini ve heykelciği iğneleyen adamı hatırlamasını sağlayacaktır.

YAKMA BÜYÜLERİ

Yine erkekler tarafından yapılan erotik büyülerde, dişi kurbanın ‘yanması’nın amaçlanması da çok yaygındır. M.S 1. yüzyıla ait Kartaca’dan bir büyü şu dileği içerir: “Successa, Successus için tutku ve şehvetle yansın.” Bu ‘yakma büyülerinde’ bitkilerin, baharatların ve bazı ev eşyalarının, kadının tutku içinde yanması amacıyla yakıldığını görürüz. Aynı strateji, mesela halka açık hamamların sıcaklık bölmelerine bırakılan papirüs muskalarında ya da üzerinde Eros’un Psykhe’yi bir meşale yardımıyla yakarken tasvir edildiği yüzük taşlarında da görülür.

Eros, Psykhe ve Afrodit’i gösteren manyetit gem taşı.
Afrodit, uçar haldeki Psykhe’nin üzerindedir.
Psykhe’nin kolları, Eros tarafından tutulan bir meşale ile aşağıdan yakılmaktadır.

Aşk büyülerinin birçoğunda kurbana ateşle işkence edilir. Kurban için dilenenler arasında, açlık, susuzluk ve uykusuzluk gibi rahatsızlık halleri de vardır. Günümüzde Berlin’de korunan bir papirüste, şunlar yazar:

“Ey kötü ruh, cezbet, kızıştır, kül et, yak onu! Yanıp tutuşurken, aşktan kendisinden geçmesini sağla. Eziyet edilen ruhu (Psykhe) Karosa’nın kalbine gönder. Tutku ve aşk ile Apalos’a koşsun. Hemen şimdi, derhal derhal, çabuk, çabuk… Karosa’nın, kocasını, çocuğunu, yemeyi ve içmeyi düşünmesini engelle. Aşk ve seksin tutkusuyla, özellikle de Apalos ile sevişmenin arzusuyla erisin. Tam şimdi, derhal derhal, çabuk, çabuk…”

KADIN BÜYÜLERİ

Erkeklerin kadınları elde edebilmek için yaptıkları ‘Eros’ büyüleri böyleyken, kadınlar ‘Philia’ büyülerini aynı evde yaşadıkları eşlerine karşı ya da halihazırda devam eden ilişkilerinde erkeğin kendilerine olan ilgisini arttırmak için yaparlar:

“Serapion’un Dioskorous’a gelmesi, her istediğimi yapması ve Hades’e gidene değin beni sevmeye devam etmesi için onun kalbini erit, kanını em ve aşkına, tutkusuna ve acısına karıştır.”

Antik Yunan’da aşk büyüsünü uygulayanlar elbette sadece erkekler değildi. Ama erotik bir tutkuyu kışkırtmak için büyüyü kullananlar sadece erkeklerdi. Kadınlar da büyü yapıyordu ama kullandıkları büyü tipleri tamamen farklıydı. Bu büyüler sevgi (philia) ya da aşkı (agape)sürdürmek ya da tekrar kazanmak üzerine kuruluydu. Bazı durumlarda kurbanın cinsel isteğini uyandırmayı amaçlıyorsa da bunlarda ateşli, çılgın bir tutkuya ve buna ulaşmak için muhatabına işkence etmeye dair hiçbir iz yoktur. Kadınların büyüleri, bozulmuş bir ilişkiyi kurtarmak, yürüyen ama kırılgan bir ilişkiyi onarmak için sevgi, cana yakınlık ve bağlılık isteyen büyülerdi. Asur medeniyetine ait, M.Ö. 1000 yıllarına tarihlenen çivi yazılı bir tablette yer alan ‘bir kadın için kocası ona kızdığında uygulayacağı büyü’de olduğu gibi:

“Tek bir ip olacak şekilde bir ceylana ait tendonları, keneviri ve kırmızı yünü birbirine ör. Bunları 14 boğum olacak şekilde düğümle. Her düğümü bağladığında büyülü sözleri tekrar et. Kadın bu kordonu beline bağlayacak ve o bundan sonra sevilecektir.”

Fakat tabii ki bu büyüleri romantizm olarak görme tehlikesinden de kaçınmalıyız. Çünkü bu örnekler de erkeği kontrol etmek, bağlamak ya da kuvvetten düşürmek için yöntemler içerirler. Bu büyülerde muskalar, merhem ya da iksirler de kullanılırdı; bağlama teknikleri ve uyuşturucu maddeler içerirlerdi. Yani o kadar da masum değillerdi.

SEVGİ ARAYAN KADINLAR, ŞEHVET ARAYAN ERKEKLER

Yunancada ‘philia’ ve ‘agape’ sözcükleri, duygusal yakınlık, muhabbet, sevgi kelimelerine karşılık gelir. Diğer yandan ‘Eros’ büyüleri genellikle kadınları evlerinden ayırarak kendi kollarına gelmesi için erkeklerce yapılan büyülerdir. Yunanlılar en erken dönemlerden itibaren Eros’u, Afrodit’in birini vurmak istediğinde kullandığı, hedefe fırlatılan şeytani bir saldırı olarak kullanmışlardır. Diğer yandan ‘philia’ ya da ‘agape’yi hiçbir zaman kişileştirmemişler, onları bir insana zarar vermek için kullanan bir tanrıya dönüştürmemişlerdir. Bu kelimeler cinsel birleşmeyi de içermekle birlikte, daha çok evlilik ilişkisi, aile içi ilişki, duygusal bağlılık, öpmek, sarılmak, ilgi göstermek gibi duygulara karşılık gelirler. ‘Eros’ ise sonu kesin olarak seksüel ilişkiyi amaçlayan, tehlikeli ve karşı konulamaz şehvet için kullanılır. ‘Eros’ büyüleri de agresif yöntemleriyle, eril dünyaya ait büyülerdir.

‘Gerçek aşkın büyüsü’ne hakkını verir ve onu bir kenara bırakırsak, erkeğin avcı, kadının ise muhafaza edici olduğu kadın erkek ilişkilerinde, son 3-4 bin senedir değişen pek bir şey olmamış gibi görünüyor.

* Doç. Dr. / Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü.

Leave A Reply

Your email address will not be published.